Avrupada Hayatın Neşvüneması; İslam Dünyasına Tesiri

Kavimler Göçü, günümüz Avrupa devletlerinin temellerini atan önemli bir hadisedir. Göçlere dayanamayan Batı Roma İmparatorluğu 476 da yıkılmıştır. Avrupa'da derebeylik (feodalite) rejimi ortaya çıkmıştır. İlk çağ son buluyor, karanlık Orta Çağ başlıyordu.
İslam medeniyeti ise; VII. Asırda, zuhuruna müteakip kısa bir zamanda Mağripten, Asya ya kadar hakimiyetini temayüz ettirmiş idi. Adil olmaları, hakimiyet kurdukları coğrafya da yaşayan insanların dini inanışları, örf ve adetlerine karışmamaları gibi faktörler, vaaz ettikleri ile kalpleri fethederek insanların kitleler halinde İslam a girmelerine vesile olmuş idi. Dini inanışları; ilme ve ilim insanına ehemmiyet vermelerine, dolayısı ile insanlığa hizmet eden bir çok icadın ortaya çıkmasına, refah seviyesinin artmasına, İslam medeniyetinin tebarüz etmesine vesile oldu.
 
Başkenti Şam da bulunan Emevi Devleti daha İslamiyet in ilk asrı olan 7.asırda Kuzey Afrika nın tamamını feth etmiş, İber yarımadasında Emevi devletini ilan etmiş idi. Kurtuba şehri, Şam, Bağdat ve Kahire den sonra dünyanın dördüncü önemli ilim merkezi haline geliyordu. O devirde günümüz Avrupa ilim ve sanatının bazı temelleri Endülüs te atıldı. Yine o dönemde Avrupa nın genelinde sadece Papazlar ve liderler okuma yazma bilirken Endülüs te ise halkın neredeyse tamamı okuma yazma biliyordu. Şehircilik ve şehir kültürü, döneminin çok önüne geçmişti. Kültürel farklılıkların zenginlik olarak algılandığı bir çağdı.
 
Batılılar Endülüs kütüphanelerinden kurtarabildikleri ilmi eseler sayesinde Dünya nın yuvarlak olduğunu, dolayısyla Batıya gidildiği takdirde, Doğu ya varılabileceğini öğrenmişlerdi.  Avrupa, İbn – i Rüşd başta olmak üzere; İslam alim lerinden felsefe, tarih, ve sair ilimleri öğreniyor; Aristo ve  Platon un  felsefeleri üzerinden münakaşa ve münazaralar neticesinde, Reform ve Rönesans hareketi neşet ediyordu. Astronomi, coğrafya, matematik, kimya, fizik, tıp ilminde terakki ise coğrafi keşifler ve icatlara vesile oluyordu.
 
Yunan filozoflarından tevarüs ettikleri felsefi mirası, İslam kültürüyle mezcederek terkip eden Müslümanlar, metafizik, mantık ve felsefe de tekamül ederek varlık mefhumunu izaha çalışıyorlardı. İbn – i Rüşd, İbn – i Arabi, Farabi, İbn – i Sina, Kindi gibi Müslüman filozoflarının eserleri ise Avrupa filozoflarının üzerinde ki etkileri neticesinde Kilise doktrini tartışılmaya başlanarak iktisadi, siyasi ve içtimai saha ya tesir ediyordu. 1517 senesinde reformasyon ile başlayan Rönesans, kilisenin gücünü hem iktisadi hem de fikri alanda kaybetmeye başladığı bir dönemdir.Manastır ve katedrallerde Hıristiyan din adamları tarafından vaaz edilen ve Kilisenin inhisarında olan felsefe, 16. asra gelene kadar, inanç, bilgi, akıl, Tanrı ekseninde yürütülen tartışmaların,  felsefenin, dinden, Hıristiyan lıktan uzak tutulması gerektiğini söyler ve buna çaba gösterirken, Rönesans la birlikte felsefe, Kilisenin dışına çıkıyor, dolayısıyla Vatikan imtiyazını kaybetmeye başlıyordu.
 
Deskartes, Hobbes, Leibniz, Spinoza gibi filozofların; tabiat ile akıl, madde ile zihin arasında kurdukları rabıta neticesinde farklı bir manazır teşekkül ediyor, Kopernikus, Galileo, Newton ile matematik, fizik, mekanik ve astronomi terakki ediyordu. Metafizik fikirler, Proudhon, Saint Simon gibi ıslahatcı filozoflar, A.Comte ve E.Durkheim ile birlikte pozitivizme tahavvül ediyordu. Felsefe, tarih ile neşvünema ederek, içtimai disiplin ile mücehhez, Avrupa siyasetini seküler zihniyetle tasarlıyor idi. Alman idealist felsefesinde ise, tarih ilminin felsefeden bağımsız, ayrı bir disiplin olarak tebarüzü, A. Comte un teolojiden bağımsız, metafizikten ıslah edilmiş felsefi zihniyeti, Durkheim ın içtimai fikirleri, E.Kant, Hegel gibi filozofların tesiri neticesinde, Feuerbach la “ aslolan tabiattır, tabiatın dışında hiçbir şey yoktur, her şey gibi fikir de tabiata aittir.” sözleriyle “Materyalist “ muhteva kazanıyor idi. K.Marx, F. Nietsche, F.Engels, Hegel, A. Schopenhauer, A. Camus Proudhon, Bakunin gibi filozoflar ile “ Materyalist, Nihilist” seküler muhteva ile, ihtilalci, anarşist hüviyet kazanıyordu.
 
Orta çağ Avrupa sında hürriyet kollektif ( libertates ) muhteva ile, Kilise ye, Derebeyi ne, Aristokrat sınıfa imtiyazla birlikte muafiyet tanırken, Descartes ile ferdi ( libertas ) muhteva kazanarak Fransız ihtilal ine zemin hazırlıyordu. Devlet, Hükümdar(hakim olan) ın bizzat kendisi idi. Vatanperverlik ( milliyetçilik ) ; tebaanın, ( millet in ) Hükümdarın mülkünü(vatanını) şan ve şerefini müdafaa etmekten gayrısı değildi. Klasik Liberal iktisadi fikirler, Filozoflar, İktisatçılar ve Burjuva sınıfının Mason cemiyeti azalarınca teşkil edilen ve gizli olarak faaliyette bulunan “ Jön Fransızlar “ cemiyeti vasıtasıyla Monarşinin yıkılması, Vatikan ın nüfuzuna set çekilmesi maksadıyla ihtilalci fikirlerin halka empoze edilmesi karaı alındı. Hürriyet, musavat, adalet talebiyle Mason mahfilinde burjuva ihtilal i olarak başlayan halk hareketi, 1789 dan 1848 e kadar devam etmesi neticesinde; mutlak Monarşiden, Parlamenter Monarşi ye, Diktatörlükten, Cumhuriyet e tahavvül ederek Fransa da hakimiyet in mutlak ( Tanrı – Kilise ) olandan, Millet e intikal etmesine, laik – seküler Devlet idaresine vesile olmuş idi. Kral a, Kilise ye, Aristokrat sınıfa ait olan arazi burjuva sınıfına intikal ederek, hemcins kültüre, şanlı ve şerefli bir tarihe sahip insanlardan müteşekkil laik Cumhuriyet le birlikte Fransa ulus Devleti ilan ediliyordu. Hemcins kan taşıyan, aynı dili konuşan insanlardan müteşekkil Alman prenslikleri, Fransa yı harpte mağlup eden Prusya liderliğinde birleşerek, 1871 senesinde Alman milli devletini ilan ediyorlardı. Jön Fransız ların 1789 senesinde milliyetçilik ( vatanperverlik ), hürriyet, musavat, adalet talebi, mason mahfillerinde gizli olarak kurulan Jön İtalyanlar cemiyeti, Jön Polonyalılar cemiyeti, Jön Macarlar cemiyeti; gibi cemiyetler vasıtasıyla bir dizi nümayiş, anarşi ve ihtilal hareketi ile Avrupa da intizam bozuluyordu. Bavyera prensliğinde, Yahudi bir anne, Katolik bir babadan doğan, bilahere Protestanlığa intisap eden Adam Weishaupt (1748 – 1830 ) 1 Mayıs 1776 senesin de İllimunati adını verdiği, gizli cemiyetini kurdu. Cemiyeti, monarşi ve dinin ortadan kaldırılması faaliyetinde bulunacaktı. İllimunati cemiyeti ilk muvaffakiyetini Fransa da gerçekleştirmiş oldu.
 
1792 den 1815 senesine kadar Napolyon savaşları olarak tavsif edilen savaşlar neticesinde, Fransa, Avusturya – Macaristan, Rusya arasındaki rekabet; Osmanlı devletinin Avrupa daki topraklarını kaybetmesine vesile oluyordu. 1798 senesinde Napolyon, Mısır ı işgal etti. Müslüman dünyası, yeni bir askeri güç çeşidi ve Avrupalı devletlerin rekabetiyle tanıştı. 1808 senesinde Sırplar, 1821 senesinde Rumlar isyan ettiler. Fransa 1830 senesinde , Cezayir i, 1866 senesinde Tunus u işgal etti. Britanya 1882 senesinde Mısır ı işgal etti. İşgaller neticesinde kurulan şirketler vasıtasıyla, işgal edilen ülkeler sömürüldü. Yerli tüccar gurupları da nemalandı, burjuva sınıfı teşekklül etti.
 
Avrupa nın mali menfaatlerinin müdafi i olan yerli tüccarlar, Suriye ve Lübnan da hırıstiyanlar, Suriye ve Irak lı Yahudiler, Mısır da Hıristiyan Kıpti ler, Mağrip te ise yerli Yahudiler idi. İşgal edilen ülke toprakları ise, işgal ülkelerinden gelen nüfus ile yerli gayri Müslim tebaa ya peşkeş çekildi. Misyoner ler tarafında açılan okullar vasıtasıyla, işgal ve ati ye mahsus isyan a meşruiyet tesis edilmeye zemin hazırlandı.
 
III.Selim in cülus uyla birlikte Osmanlı devleti, Avrupa nın, Osmanlıya galebe çalan Askeri teknolojisine sahip olmak hasebiyle başlattığı Askeri ıslahat neticesinde; Avrupa ya talebe gönderildi. Rus işgaline mukavemet maksadıyla ayaklanan Jön Polonya lılar, Avusturya – Macaristan imparatorluğundan ayrılmak maksadıyla ayaklanan Jön Macar lar, Jön İtalyan lar, muvaffak olamayınca; çare yi Osmanlı ya iltica etmekte bulmuşlardı. Avrupa ya gönderilen talebelerle birlikte, askeriye ve mülkiye ye intisap eden mülteciler vasıtasıyla Avrupa nın fikir cereyan ları da Osmanlı münevverlerine tesir etmeye başlıyordu. Mazzini ve Garibaldi nin talebeleri vasıtasıyla, İtalya Büyük Şark Mason Mahfili nce tasdik edilerek faaliyete geçen Makedonya Risorta Selanik Mason Locası nda, Jön Türkler, İttihat ve Terakki Cemiyetine tahavvül ederken, gaye, Sultan II.Abdülhamid Han ın hal li, Osmanlı devletinin parçalanarak sömürgeleştirilmesi idi. Adalet, musavat, hürriyet talebiyle, vatanperverane hissiyatla; şuurlu ve şuursuz; E.Renan ın “ İslam terakkiye manidir “ fehvasınca; milliyetçi, laik, seküler zihniyet, “ medeniyet ve terakki ihtilalle gelir, maksat ihtilalle hasıl olmazsa, içtimaiyette terakki etmek lazımdır, Garp çılığın önündeki engel İslamdır” fikri ile, Abdullah Cevdet, A. Şuayip, M. Cavid, Rıza Tevfik, Faik Nüzhet le, ateist, materyalist, ihtilalci muhteva kazanıyordu. 1908 ihtilali neticesinde, !909 senesinde II:Abdülhamid Han tahttan hal edilerek, Selanik şehrine nefyedildi.
 
19. Asır da Mısır da, Rifaa el Tahtavi, Taha Hüseyin, Lübnan da Nasif el Yazıcı, telif ettikleri eserlerle, Arap milli edebiyat akımı husule geldi. Arap milliyetçiliğinin fikri altyapısını teşkil eden, Fransa ve Beyrut misyoner mektebinde tederrüs eden, Garp hayranlığını eserler inde de ifade etmekten çekinmeyen müellif lere, M.Abduh, tilmizi Reşit Rıza nın mütakabil eserleri İstanbul, Kahire, Şam ve Beyrut ta ilgi ile takip ediliyordu.
 
Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının konuşma dilinden (İstanbul ağzı) yeni bir yazı dili oluşturmak amacıyla Selanik te telif edilen Genç Kalemler dergisinde başlattıkları Yeni Lisan hareketi temsilcileri " Milli bir edebiyat meydana getirmek için önce millî bir lisan a ihtiyaç vardır." görüşünden hareketle Türk milliyetçiliğine zemin teşkil ediyorlardı. Hıristiyan ların, birer, birer Osmanlı mülkünden ayrılarak; müstakil devletler halini almasıyla, Osmanlı devleti, Türk – Arap devleti olarak olarak hayatiyetini devam ettiriyor idi. Osmanlı milliyetciliği ideali, yerini, Türk milliyetçiliği fikrine bıraktı. İttihatçılar, Türk milliyetçiliği yaparak, idaredeki tüm kilit noktalara Türk leri getirdiler. Arap paşalar önemli mevkilerinden alınarak uzaklara tayin edildiler. Basında "Türkçülük" yazıları arttı ve Araplar ı aşağılayan yazılar giderek çoğalıyordu. Meclis te Arapça konuşma yasaklandı ve ilk seçimde Araplar ın Meclis'teki sandalye sayısı 75 ten 5 e indirildi. Arapça okullar yasaklandı ve Arap cemiyetler kapatıldı. Araplar a karşı sürdürülen bu kampanyanın başını Halide Edip Adıvar, Celal Nuri ile Yahudi  Nesim Russo, Emanuel Karasso, Cavit Bey gibileri çekiyordu. Halide Edip'e göre "Arap toprakları sömürgeleştirilmeli, Araplar topraklarından atılmalı ve yerlerine Türkler yerleştirilmeli".. idi. Jön Türkler ve İttihat ve Terakki cemiyeti nde, müstebit ! Padişah II.Abdülhamid e karşı birlikte hareket eden Aziz el Mısri gibi Arap subaylar, Türk milliyetçiliğine rağmen, müstakil bir Arap devletinden ziyade, Arap ça ve Türk çenin beraber kullanıldığı, muhtariyetle idare edilen Ademi Merkeziyetçi bir Osmanlı devletinden yana tavır alıyorlardı. Cemiyet el Arabiyye el Fetat ( Genç Arap lar Cemiyeti ) Cemiyet ül Ahd ( Reisi Aziz el Mısri ) , 1913 senesinde Beyrut ta Müslüman ve Hıristiyan Arap lardan müteşekkil Cemiyet ül Islahiyye ( Osmanlı Ademi Merkeziyetçiliği ni savunan ) 1912 senesinde Kahire de Darwinist içtimai liberal ve siyasi fikirlere sahip olasına rağmen Ademi merkeziyetçiliği müdafaa eden Osmanlı Adem i Merkeziyet Hizb i gibi gizli ve açık faaliyette bulunan cemiyetler tesis oluyordu. Abdurrahman el Kevakibi Kahire de Arap Milletinin şan ve şerefinden bahisle, hilafetin Kureyş ten birine iadesi talebiyle; Hıristiyan Arap Necip Azuri ise Suriye ve Irak Araplar ını isyana davet ediyordu. 1913 senesinde Fransa nın yardımıyla Paris te, açık olarak faal olan Arap cemiyetleri, Arap Milli kongresi adı altında toplandı. “ Arap Milleti, Osmanlı devleti nin Arapça konuşan, Asyalı kısmını ihtiva eder “ sebebiyle Mısır ve Mağrip Ülkelerinden Arap lar Kongrede temsil edilmediler. Kongre reisi Abdülhalim Zehrevi  “ Osmanlı tebaası Arap milletinin Osmanlı devletine olan sadakatini deklere ederek, Arap milli kültürüyle mücehhez bir muhtariyet, Türkler le musavi hukuk” talebini tekrarlıyordu. Birkaç Beyrut lu Hıristiyan Arap ın mugayir sözleri; “ vatanlarını, Fransa adına mübadele etmiş, Fransa nın menfaatlerini müdafaa ediyorlar “ aksülameli ile cılız kalıyordu. Diğer Hıristiyan Arap lar “ Arap Milleti nin talebi, Osmanlı Devletinden ayrılmak değil, musavi hukuk, mevcut siyasi idarede ıslahat, meclisi mebusan da nısbi temsil hakkı dır.” diyerek niyetlerini ifade ediyorlardı. Kongre heyeti, kongrenin hitamına müteakip, Fransa Dışişleri bakanlığına yaptığı nezaket ve teşekkür ziyaretinde “ Biz Osmanlı kalmak şartı ile Türk lerle beraberliğimizi tekamül ettirmek istiyoruz. “ ifadesiyle, Kongre nin toplanma sebebini izah ediyordu. Suriye li Hıristiyan Arap Edip İshak, Nasif el Yazıcı, Ahmed Faris el Şidyak “ İslam tüm Araplar için azizdir. Çünkü, Arap lar İslam vesilesiyle haşmet ve şöhret kazanmışlardır. Haydi hep beraber biz Arap ız diyelim, eğer Arap olmak sadece Müslüman olmak sayesinde mümkün ise, o zaman, haydi, biz hem Arapız, hem de Müslümanız diyelim......” ifadesiyle, Hıristiyan Arap cemaatinin hissiyatına tercüman oluyorlardı. Ahmet Faris el Şidyak hissiyatının heyacanıyla Müslüman olduğunu ilan ederek, Osmanlı devletinin en kudretli müdafilerinden biri olmuştu.
 
Mekke emirliği, Hicri 597 veya 599 senesinden itibaren İmam Hasan bin Ali bin ebi Talip evladından beni Fuleyta denilen beni Haşim ailesinin elinde iken, yine İmam Hasan evladından Yanbu emiri Ebu Aziz katade bin İdris in eline geçmiş ve ondan itibaren Katade nin evlad ve torunları Hicri 1343 ( Miladi 1924 ) senesine kadar Mekke emirliğinde ( Şerifliğinde ) bulunmuşlardı. Katade bin İdris in emirliği zamanında Eyyubiler Mısır, Suriye ve Yemen e sahip ve hakim oldukları esnada Mekke ve Medine yi şeriflerin idaresinde olarak tanımışlardı. Eyyubiler den sonra gelen Memluk ve Osmanlı devletleri de kendi hakimiyetleri altında aynı ailenin Hicaz emirliğini tanımış ve emirliklerini tasdik maksadıyla berat göndermişlerdi.Osmanlı devleti Hicaz Emirliği vazife ve selahiyeti için hiçbir kanun koymayarak, urban ın idaresi, çapullara mani olunması, hacıların urbandan muhafazası, tehlikesiz ve yağmasız hac ettirip, memleketlerine geri gönderilmesi, zahirenin adilane tevzi, asayişin temini gibi umumi tavsiyelerde bulunarak, sair hususlarda şerifleri kendi hallerine bırakmışlardı. 19. Asrın sonlarına doğru İngilizler, Süveyş kanalının açılması, Osmanlı devletinin zaafı, Mısır ın Britanya nüfuzu altına girmesi, Britanya nın Hindistan yolunu temin maksadıyla Kızıl denizde nüfuzlarını yaymak istemeleri Mekke emirlerini, Osmanlı idaresinden ayırarak müstakil bir idareye teşvik etmeleri neticesinde, Osmanlı aleyhinde bir cereyan vücuda getirmişlerdi. Arap milliyetçi cemiyetlerinin aktif üyelerinin toplam sayısı 96 idi. Paris te yapılan Arap milli kongresi reisi A. Zehrevi “ Büyük Britanya elindeki tüm imkanları, Arap milliyetçilerini, Türklere karşıkışkırtmak için seferber etti. Arap milliyetçilerini maksadı için insafsızca suistimal etti.” I.Cihan Harbi’nin başlamasıyla birlikte, Osmanlı Devleti cihat ilan etti. Yüzbinlerce Arap, cihat çağrısına karşılık vererek Türk, Kürt, Arnavut, Çerkez, Laz, Boşnak….. birlikte Çanakkale de, Kafkaslar da, gönüllü olarak savaşmaya geldiler.
 
Şam da bulunan el- Ahd ve el- Fatat adlı gizli Arap Arap cemiyeti azalarının tutuklanması, aralarında Paris teki Arap Milli kongresi reisliği yapan A. Zehrevi nin de bulunduğu 11 kişinin 21 Ağustos 1915 ve 21 kişinin 6 Mayıs 1916 da Beyrut ve Şam da Cemal Paşa tarafından idam edilmesine rağmen Araplar, Osmanlı devletine ihanet etmediler.
 
Osmanlı devleti, Hicaz demiryolunu, Medine den, Mekke ye uzatarak, Hicaz emirliğini 744 seneden beri devam eden haline son vererek, merkeze bağlı bir Vilayet mevkiine getirmek istemesi, Harp ten sonra Şerifi azletmek istemesi gibi sebepler, A.Zehrevi gibi Osmanlı idaresinden ayrılmak istememesine rağmen idam edilen Arap milli cemiyet azaları ibreti alem misaline, İngiltere nin kışkırmaları eklenince; Hicaz da maişetini asırlardır şerifler vasıtasıyla Huccac ın temin ettiği urban ayaklandı. Kahire de İngiliz yetkililer Arap gizli cemiyetlerinin politikasını yanliş anlamışlardı.Cemiyetler, İngilizler in Ortadoğu daki emellerine şiddetle karşı çıkmakta idi. Savaşın başında, Avrupa nın istila tehdidine karşı Osmanlı devletini desteklemeye karar vermiş ve bu kararlarına sadık kalmışlar idi. Hıristiyanlar yerine, Müslüman olan Türkler tarafından yönetilmeyi arzu ediyorlar idi. Şerif Hüseyin Paşa, Hicaz da isyanın başladığı tarihte bile, geri dönebileceğini umut ederek, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile muhabereyi sürdürmeye devam etti. 1921'de Arap Yurtsever Hareketi, Ankara hükümetine bir"Suriye-Irak-Türkiye" konfederasyonu önerisini getirdi. Sabahattin Selek'e göre bu öneri, Atatürk tarafından açıkça reddedilmemekle birlikte olayların gelişimi içinde gündemden düşmüştür.
 
UMUMİ HARP TEN SONRA
 
Denge müessiri Osmanlı devleti ortadan kalkınca, Mağrip ve Arap yarımadasını işgal eden güçlerin, işgal edilen topraklarda ki tesiri arttı. Mahalli idareciler tasfiye edilerek, vazifelere Frenk memurlar tayin edildi. İşgal tam manasıyla sömürge düzenine tahvil oldu. Saltanat ve Hilafet in ilgası, ilan edilen Cumhuriyet rejimi, Arap – İslam aleminde tam bir şaşkınlıkla karşılandı. 400 seneden beridir tebaası oldukları devlet yok olmuştu.“ İçtimai ilimlerle mücehhez ulema, milliyetçiliğin dört esas üzre olduğunu tespit etmişlerdir. Milli tarih, Milli dil, Milli mefkure, Milli Menfaat.” (Atatürk ün Nutuk ve demeçleri ) Fehvasınca “ muasır medeniyetler seviyesine ancak  garp lılaşarak, çıkılabileceğinden, inlkilaplar peş peşe yapılmaya başlandı. Mustafa Kemal, II. Meşrutiyet in ilanın dan önce, Selanikte, Bulgar asıllı Türkolog İvan Manolof a “ Batı medeniyetine girebilmemize engel olan yazıyı atarak, Latin kökünden bir alfabe seçmeli, kılık kıyafetimize kadar her şeyimizle Batı lılara uymalıyız. Emin olunuz ki bunların hepsi bir gün......”(Tuğrul Şavkay Dil Devrimi sahife 39 ) “ Muhalif gurubun meclisten tasfiyesi ile iktidarı bütünüyle ele geçiren Kemal istler, Türk Kültür hayatından İslamiyet in izlerini silmekte kararlılıklarını çeşitli vesilelerle ispat ederler. Tevhidi Tedrisat Kanunu, Ezanın Türkçeleştirilmesi, doğrudan İslamiyet in tasfiyesini amaçlayan bu tür girişimlerden sadece ikisidir.” “ Arap lar ile İslamiyet arasındaki ilişki de, Kemalistleri rahatsız eden temalardan biridir. Üstelik İslamiyet, Halifelik yoluyla, eski rejime atıfta bulunmaktadır. Arapça nın Türk dili içindeki varlığı da, meşruiyetini ve varlığınıbüyük ölçüde İslamiyet ten almıştır........” ( a.g.e sahife 100 ) Zaten Arap lar bizi arkadan vurmuştu ! 
 
Fransa nın 1830 da Cezayir i işgal ve ilhak etmesi, 1881 de Tunus u işgal etmesi, 1860 da İspanya nın Fas ın kuzeyini işgali üzerine, Fransa nın 1907 de Fas ın Atlantik kıyıları ile birlikte Fas ın doğusunu işgal etmesi, 1911 de İtalya nın Libya nın Trablus a asker çıkararak kıyılarını işgal etmesi; Avrupa dan Fransız, İtalyan, İspanyolların getirilerek yerleştirilmesi, işgalin, ilhak olduğunu icbar ediyordu. Mağrip te her bir aşiret, aşiret reisinin riyasetinde, mülki amir olan Mutasarrıf, Vali veya Dayı ya mesul olarak, taksim edilmiş bir idari teşkilat usul ü Osmanlı idaresi döneminde tesis edilmiş idi. İşgal, tesis edilmiş olan idari teşkilatı dağıtınca, Sokoto da Osman Bin Fodyo, Cezayir de Emir Abdülkadir, Libya da Muhammed Senusi, Somali de Muhammed bin Abdullah bin Hasan, Fas ta Emir Abdülkerim ile Sudan Mehdisi Muhammed Bin Abdullah gibi tarikat şeyh lerinin liderliğinde, işgale mukavemet edildi. Sahil den başlayarak, mukavemetin kırılmasına müteakip iç kısımlara kadar semereli arazi gasp edildi. Vakıf arazileri Avrupa dan getirilen göçmenlere satılarak ilhak süratlendirildi. Ağırlıklı olarak, mahalli Hıristiyan ve Yahudi ler üzerinden, mahalli burjuva sınıfı teşekkülü ile işgale meşruiyet kazandırılmaya çalışıldı. Mahalli halk köleleştirildi. Asırlardır faaliyette bulunan mektepler tahsisat verilmemesi neticesinde kapandı. 1869 da Süveyş kanalı açıldı, 1882 de Britanya Mısır ı fiilen işgal etti, 1884 de Mısır dan  istiklalini kazanan Sudan, 1899 da Britanya tarafından işgal edildi. 1914 senesinde Britanya, Osmanlı devletinin, Mısır üzerindeki hükümranlık haklarını ilga ederek, Mısır ı himayesine aldığını ilan etti. Britanya 1919 senesi Versay sulh müzakerelerinde, Mısır ın temsil edilmesine muhalefet edince, Mısır da Sa d Zaglul liderliğinde, teşkilatlı bir halk ayaklanması başladı. Vafd partisi kuruldu. 1922 senesinde  Britanya nın iktisadi ve stratejik menfaatlerinin muhafaza edildiği beyanı ile Mısır İstiklaline sahip oldu. Parlamenter Monarşi ile idare edilen Mısır Arap Krallığı ilan edildi. Müteakiben Sudan, Suriye de de ayaklanmalar gerçekleşti.
 
Tunus, Rabat, Cezayir, İskenderiye, Beyrut liman şehirleri olarak imar ve iskan faaliyetleri neticesinde Oteller, Tiyatro binaları, Kafeterya lar, müstakil evleri ile Avrupa şehirlerine benzemeye başladı. Nüfus unun ekseriyeti mahalli Hıristiyan, Yahudi ve Frenkler den müteşekkil idi. Mahalli Müslüman memur ve Burjuva yıda Frenklerden tefrik etmek mümkün değildi. Libya, Cezayir, Mısır, Irak ta petrol, Tunus ta fosfat, Mısır da pamuk, Mağrip ten zeytinyağı tedariki Fransa ve Britanya için ehemmiyeti haiz idi.
 
Osmanlı münevveri Sadi el Husri 1919 senesinde mukim olduğu İstanbul u terk ederek, Şam, Kahire, Bağdat gibi vilayetlerde Arap milliyetçiliği üzerine konferanslar tertip ederek, Arap ları tek bir devlet olarak birleştirmeye gayret ediyordu. İngilizlerin riyakar lığından dolayı, Fransız kültür milliyetçiliğini tenkid ederek, Alman milliyetçiliğinin hemcins lisan, hemcins kan bağının Arapları Mağrip dahil, Atlantik ten, Körfez e kadar tek bir devlet olarak tebarüz etmesi için gayret sarf ediyordu. Alman nasyonalistlerinin, Almanya da iktidara gelmeleri ile birlikte, Alman milliyetçiliği, İngiliz ve Fransız işgaline mukavemete zemin hazırladı. Britanya ve Fransa hükümetleri taviz vermek zorunda kaldılar. II. Cihan harbine müteakip A.B.D, Ortadoğu Petrol rezervlerinin "muhteşem bir stratejik güç kaynağı ve dünya tarihindeki en büyük maddi ödüllerden biri" olduğu saikiyle, müttefiki olan Fransa ve Britanya yı Ortadoğu dan tasfiye ederek enerji arzını, dolayısıyla bölgeyi kontrolüne aldı. 1948 senesinde Filistin topraklarında İsrail devletinin ilan edilmesi bölgeyi savaş üretim merkezi haline getiriyordu. Türkiye, İsrail devletini tanıdı, müteakiben Türkiye de Yahudi sermayesiyle Sanayileşme hamlesi başlatıldı, Nato ya dahil edilerek gayri Arap, Müslüman Türkiye üzerinden İsrail devletine meşruiyet kazandırılmaya çalışıldı. Sovyetler Birliği nin tesiri ile, Marks ist felsefe ile mücehhez, seküler, milliyetçi siyasi itikatlar Baas çılığı üretti. 1952 de Mısır da Nasır komutasında ihtilal yapan ordu iktidara el koydu. 1949-1953 yılları arasında Suriye de üç defa hükümet darbesi, 21 kabine değişikliği olmuş  ve bu arada iki defa askeri diktatörlük kurulmuştu. 25.Şubat 1954 te askeri ihtilal neticesinde Baas partisi iktidarı ele geçirmişti. 1956 Nisanından itibaren de Baas, Mısır la birleşme fikrini savunmaya başlamış ve bu konuda bir çok nümayiş düzenlemişti. 1956 Süveyş buhranı ve İngiltere ve Fransa nın Mısır a saldırmaları, Baas ile Mısır ı birbirine daha da yaklaştırdığı gibi, Arap dünyasında hem Batı aleyhtarlığını ve hem de sol akımların tesirini arttırmıştı.  Nitekim 1957 yılı başından itibaren Suriye nin gittikçe sola kaymaya ve bu ülkede komünistlerin tesirinin artmaya başladığını görüyoruz. Bu gelişmenin liderliğini Suriye kabinesinin kuvvetli adamlarından ve komünist sempatisi ile tanınan Halit el-Azm yapmaktaydı. Irak Kralı Faysal , Menderes e “ Osmanlı Devleti nin dağılması neticesinde, bugün zelil bir durumdayız, diyerek; Irak Devleti ni fesh ederek, Türkiye Cumhuriyeti ne ilhak olmak istiyoruz” teklifinde bulundu. 14 Temmuz 1958 tarihinde Emir Faysal a karşı Irak ta ihtilal gerçekleşir. Irak – Türkiye ye ilhak olmuş olsaydı, diğer Arap devletlerinin de takip edeceği korkusu, A.B.D, İngiltere, İsrail in teşviki ve tavsiyesi neticesinde 27 Mayıs 1960 senesinde Türkiye de İhtilal oldu. Başbakan Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edildiler. Osmanlı devleti benzeri bir konfederasyon, İsrail devletinin hayatiyetine bir tehdit olarak kabul edildi.Doğu Akdeniz in ve Petrol sevkiyatının kontrolü, İsrail devletinin beka sı, Batı(A.B.D ve İngiltere)  için ehemmiyeti haiz idi. “İsrail in çöküşü Batı nın çöküşüne yol açar “ dı.( İspanya nın eski başbakanı Jose Maria Aznar.)
 
II. Cihan harbinden önce Mısır da İhvan ı Müslimin, Irakta, Tunus, Cezayir ve Fas ta mahalli, milli liderlerle başlayan mukavemet ve muhalefet hareketleri cebren engellendi.
 
Harp ten sonra iktisadi ve siyasi teşkilatı iyice zayıflayan ve Arap yarımadasını A.B.D ne terk etmek zorunda kalan Fransa, Lübnan, Suriye den, Britanya ise Mısır ve Irak tan çekilmek mecburiyetinde kaldı. Tunus ve Cezayir de Avrupalı nüfusun mukim olması, Fransa da hükümet zafiyeti bulunması neticesinde, Tunus 20 Mart 1956 da, Cezayir 5 Temmuz 1962 büyük bir katliama uğrayarak istiklallerini kazandılar. 1928 senesin de Hasan el Benna tarafından kurulan Müslüman Kardeşler ( İhvan – ı Müslimin ) kısa zamanda Arap – İslam dünyasında kabul görünce, Nasır ve halefleri tarafından yasaklandı. Enver Sedat ın aniden Kudüs e giderek, İsrail le sulh antlaşması yapması üzerine, Mısır A.B.D menfaatlerinin müdafii olarak neşet etti. Sovyetler in, Afganistanı işgal etmesi üzerine Marksist siyasi teşkilatın Arap – İslam dünyasında çare olamayacağı ortaya çıkmış oldu. İran da A.B.D nin menfaatlerinin bekçisi olarak vazife yapan Şah Rıza Pehlevi nin bir ihtilal neticesinde Ülkeden kaçması, idarenin Şii imamlarca, Şii şeraiti ile mütenasip olması ümmetin dikkatini İran devrimine çevirdi. Afgan mücahitlerinin muzaffer olması neticesinde, Sovyetler in ricat etmesi ve akabinde dağılması, Müslümanlar ca sevinçle karşılandı. Eski ABD başkanlarından Richard Nixon da bir konuşmasında "bazıları SSCB nin Ortadoğu'da tehlike oluşturduğunu zannediyor, bazıları da asıl tehlikenin Filistinlilerden geldiğini söylüyor. Ben diyorum ki, asıl tehlike, Kuzey Afrika dan Endonezya ya kadar bütün İslam dünyasını birleştiren devleti kurmak ve halklarını eski dönemlere götürmek isteyen Müslümanlardır" Fehvasınca Carter ın Ulusal Güvenlik danışmanı Brzezinski nin tavsiyesi ile "İslam, düşmanlarımızda teşvik edilmeli, dostlarımızda ise bastırılmalıdır.” zihniyetiyle hareket edildi.
 
Soğuk savaşın bitmesine müteakip, NATO nun düşman konseptini değişti. ABD ve Batı, ittifakın yeni düşmanının İslam ve Müslümanlar olduğunu açıkladı. İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, 1990 senesinde İskoçya daki NATO zirvesin de yeni düşmanın “İslam” olarak belirlendiğini açıklamaktan kaçınmadı. Yeni konsepte aykırı olarak, 28 Haziran 1996 senesinde İslamcı ! olarak tavsif edilen Prof.Dr. N.Erbakan Başbakan olarak koalisyon Hükümeti kuruyordu. Her türlü enstrüman kullanılarak 30 Haziran 1997 senesinde Hükümet istifa ettiriliyordu.
 
11. Eylül. 2001 Dünya Ticaret Merkezi ne yapılan, azmettirici ve failinin açıkça belli olduğu saldırılar bahane edilerek; İslam a karşı Haçlı seferleri başlatıldı. A.B.D için Arap yarımadası ve orta Asya nın üzerinden Dünya yı kontrol etme sevdası politikalarına devam edilebilinirdi. NATO Genel Sekreteri Willy Claes, örgütün yeni misyonunun "İslâm ülkelerindeki köktendinciliğe karşı mücadele" olduğunu, bunun için gerekirse askerî müdahalenin bile düşünülebileceğini, bu amaçla Fas, Tunus, Cezayir, Moritanya ve Mısır la istişarelerde bulunduklarını ilan ediyordu.
 
 Mağrip teki halk hareketlerini korkulu bir şekilde izleyen iki devlet A.B.D ve İsrail dir. Mısır; İsrail ve A.B.D için, güvenliğin sağlanması, sürdürülmesi ve hegemonyasını devam ettirebilmesinde emniyet supabı mesabesindedir. Mağrip te başlayan nümayişler, A.B.D dışişleri politikalarının ekseninin kaymasına vesile oldu. 
 
Arnold Toynbeenin; “Seküler Batı uygarlığının, kendi uydurduğu yalanlar içinde bile tutarlılık sağlayamadığını,çürümüşve sapkın bir uygarlık olduğunu; bilim, kültür ve düşüncede yaptığıatılımlara rağmen, aslında insan soyunu ve gezegenimizin geleceğini bile yok edebilecek bir kaba kuvvet mekanizmasına dayandığını”ifade ederek, “100 yıl içinde İslam ın, dünyanın geleceğini belirleyebilecek yegane aktör konumuna yükseleceği”  tavsiyesinde bulunuyor.
 
Mağrip te başlayan halk hareketleri ile İslam alemi aslına rücu ediyordu.
 
Mihver ( eksen ) İslam alemine kayıyordu.
 
Muhterem Hocamız, Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan a Allah tan Rahmet, Ailesine, yakınlarına, Müslümanlara sabrı cemil temenni ederim.