Kabus

Çarlık Rusya sında 1917 senesi Ekim ayında meydana gelen ihtilal, dahili harp, müteakiben meydana gelen
kıtlık, salgın hastalıklarla mücadele ve iktisadi kalkınma için gerekli sermayenin temini maksadıyla Bakü –  Petrolleri fikri ortaya atıldı. Fikrin sahibi A.B.D

Komünist Parti kurucu Julius Hammer in oğlu
Armand Hammer idi. Hammer, 1921 yılında henüz 23 yaşındayken anavatanı Rusya yı ziyaret etti. Amacı ihtilalin ilk senelerinde açlık, sefalet ve hastalıktan kırılan Rus halkına yardım etmek, öncelikle Ural da hüküm süren tifüs salgınına karşı bir hastane kurmak idi. Fakat seyahati sırasında gördüğü şey açlığın,
hastalıktan daha vahim bir durum olduğu idi. Yetkililerle görüştüğünde tüm nüfusun bir yıl karnını doyuracak bir milyon metreküp buğdaya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Öğrencilik yaparken babasının ilaç ve eczane işini geliştirerek kazandığı 1 milyon doları bu işe yatırdı. Gönderdiği gemilerin buğdayı boşalttıktan sonra satabileceği Rus mallarıyla doldurulmasını talep etti ki, bu işi sürdürebilsin.Bu tavrı ihtilal in lideri Lenin le dostluk kurmasına vesile oldu.Bolşevik Rusya nın Petrolü çıkartıp, sevk edecek sermayesi bulunmamakta idi. Petrol rezervlerinin mülkiyeti Rus – Devlet Petrol şirketinde kalmak kaydı şartıyla, intifa hakkı Standart – Oil California ya verildi;( Chevron – Texaco )  nakliyesini A.Hammer ın sahibi olduğu “Occidental Petroleum “ üstlendi. A.Hammer artık “ kızıl milyarder “ lakabıyle tanınmaya başlanmıştı.
 
Başta G.Kennan olmak üzere, A.B.D dış politikasına yön verenler; ülkelerinin II. Cihan Harbinden muzaffer çıkarak, ilk küresel güç olacaklarını biliyorlardı.Harbin
nihayetine müteakip Atlas ve Pasifik Okyanusunun heriki yakasındaki ülkelerin
sanayileri yıkılmış, iktisadi yapıları çökmüş bulunuyordu.A.B.D ise harpten kazançlı çıkmış, sanayi üretimi üç misli artmış, toplam servetin % 50 sine sahip bir ülke pozisyonunda bulunuyordu.” Büyük Alan” olarak tavsif edilen plan çerçevesinde ülkeler, Amerikan iktisadiyatının ihtiyaçlarına muhtaç hale getirilerek; A.B.D nin menfaatlerine hizmet etmeye mecbur edileceklerdi.
Dışişleri Bakanlığı 1945 tarihinde Ortadoğu Petrol rezervlerinin "muhteşem bir stratejik güç kaynağı ve dünya tarihindeki en büyük maddi ödüllerden biri" olduğunu kaydetmişti. Müttefiki olan Fransa ve Britanya yı Ortadoğu da tasfiye ederek enerji arzını kontrolüne aldı.Harpten mağlup olarak çıkan Almanya ve Japonya da zaten A.B.D nin denetiminde idi. G.Kennan ın sözleriyle Avrupa ve Japonya nın imarı için Güneydoğu Asya, Afrika, Ortadoğu yani Dünya nın geri kalan ülkeleri A.B.D “ sömürgesi “ haline getirilecekti.Avrupa ve Japonya nın rafineri ve elektrik santralleri Amerikan şirketleri tarafından inşa edilecek, enerji arz ve talebi A.B.D nin kontrolünde olması hasebiyle imar ettikleri ülkelerin A.B.D menfaatlerine ters düşmesi halinde, perakende enerji fiyatlarıyla oynanarak
enerji veto aracı olarak kullanılacaktı.
 
II. Cihan harbine müteakip Dünya Ham Petrol üretim bölgelerinin tamamının ele geçmesiyle, Petrol arzını kontrolü altına alan A.B.D; Bretton Woods kararları ile de A.B.D Dolarının rezerv para olarak ilan edilmesi ile Dünya ya hükümet etme fırsatını elde etmiş olacaktı. NATO vasıtasıyla; NATO üyesi ülkelerde, Amerikan üsleri ile Nato harici ülkelerde açtığı tesisler de mukim edeceği askeri güçleri ile istenmeyen durumlara müdahele ile iktisadi menfaatlerini koruyabilme imkanlarına sahip olacaktı.
 
Altın para sistemi, sömürgecilik ve imparatorluk döneminin para sistemiydi.Birinci Cihan Harbi, Altın para sisteminin artık kullanılamayacağını göstermesine rağmen, sistemin devam ettirilmesi 1929 İktisadi Buhranının yaşanmasına ve akabinde, ikinci Cihan Harbini getirdi.
 
Mali akışların hareketliliği açısından 2. Dünya Savaşı sonrası Bretton Woods sistemi, serbest ticaret ve sermaye akışının sabit kur oranlarıyla kontrolü  çabalarına dayanmaktaydı. Bu sistem 1970'lerin ortalarından başlayarak, Nixon ve diğer mali merkezlerin de katılımıyla ortadan kaldırılmıştı. İşte bu gelişme, şu anki ''neoliberal'' döneme yol açtı .Londra, A.B.D ve Japon bankalarının aksine
yüksek faiz ödeyerek topladığı mevduatı, icat ettiği LIBOR ( Londra piyasası faiz oranı ) üzerinden satarak yüksek karlar elde etmeye başlamıştı. Petrol krizine
müteakip Petro – Dolar lar para ticaretinin hacmini şişirdi. Reagan-Thatcher
döneminde ise vergiler düşürüldü, silahlanma başta olmak üzere harcamaların
artması bütçe açıklarını beraberinde getirdi.
 
Neo-liberal küreselleşme programı; 1945 sonrasında başlayıp 1970 lerin başına dek devam eden ve Keynesyen ve/veya Sosyalist görüşlerin hakimiyetini destekleyen, küresel ölçekteki benzersiz büyümenin ardından tüm dünyada baş gösteren durgunluktan faydalandı. Kârlardaki durgunluk özellikle de Küresel Güney de ve Sosyalist Blok denen ülkelerde olmak üzere çok sayıda ülkede ödemeler dengesi sorunlarına yol açtı. Neo-liberal karşı taarruzun başını çekenlerse A.B.D ve Büyük Britanya nın  hükümetleri (Reagan ve Thatcher) ve iki ana hükümetlerarası finans kurumu, IMF ve Dünya Bankası idi. Bunların birleşimi, Washington Konsensüsü nü meydana getirdi ve güçlendirdi. Bu ortaklaşa politikanın sloganı Bayan Thatcher ın icadıydı: TINA (There is No alternative; “Başka Alternatif Yok”) Bu slogan, tüm hükümetlere politika önerilerine uymaları gerektiği, aksi takdirde yavaş büyümeyle ve karşı karşıya gelebilecekleri herhangi bir güçlükte, uluslararası yardım isteklerinin reddedilme
si ile cezalandırılabilecekleri mesajını vermek için tasarlanmıştı. IMF ve Dünya Bankası sopasını ellerinde tutuyorlardı.
 
Sovyet Rusya, Varşova Paktı ülkelerini serbest bırakarak; ödemeler dengesi probleminden bir nebze de olsa kurtulabileceğini zanetti.Gorbachev “Sovyet
İktisadiyatının yeniden yapılandırılması “ için bir kez daha Petrol e başvurmaya karar verdi. Armand Hammer ın oğlu, Chevron ve Texaco yetkililerinin katıldığı toplantıda, Tumen Pesharo da bulunan bakir petrol yatakları Texaco ya verildi, kalan diğer tüm petrol yataklarının ise Chevron tarafından işletilmesi kararı alındı, mevcut boru hatları ve limanları rehabilite edilerek, hampetrol ve petrol ürünlerinin ise eskiden olduğu gibi Hammer tarafından nakledilmesi karara bağlandı.Texaco maddi açıdan oldukça sıkıntlı bir dönem geçiriyordu. Tumen Pesharo Petrol yatakları için gerekli olan 40 Milyar Amerikan Doları nı temin edemiyor idi.İmdadına S.Hüseyin yetişmişti. A.B.D Başkanı Bush; Kuveyt Emiri Sabah ın , Saddam Hüseyin i işgal ettiği ülkelerinden çıkartmak için talep ettiği, Texaco ya ait olan A.B.D inde bulunan 4.000 civarındaki benzin istasyonları ve tesislerini, A.B.D ki petrol ürünleri dağıtım şirketi ile İspanya daki rafinerisini satın alması karşılığında; S.Hüseyin i Kuveyt ten çıkarabilirdi. Emir teklifi kabul etti, Texaco Bankalara olan borçlarını yeniden yapılandırarak, yatırım için gerekli olan 40 Milyar Amerikan Doları kredi için söz alabilmişti.
 
Gosplan ( Devlet Planlama Komitesi ) Başkanı Nikolay  Konstantinovich Baybakov
un ise başka planları bulunuyordu. Mr. Baybakov Devlet Petrol şirketi Rosnef in mülkiyetinde bulunan petrol yatakları, rafineri, boru hatlarının mülkiyetini,
kurdurduğu Luk – Oil ve Yukos Petrol şirketlerinin mülkiyetine geçirmiş, başka
bir ifadeyle Rosneft in içini boşaltmıştı.
 
Sovyetler Birliği dağıldığında, Texaco iflasla karşı, karşıya kalmış; Chevron tarafından satın alınmış, Chevron ise Kazakistan ın Hazar kıyısındaki petrol
yatakları ile iktifa etmek zorunda kalmıştı. Rus petrolü mülkiyeti 70 sene sonra
asıl sahibine geri dönmüş oluyordu. A.B.D ise önce Rus petrol sanayi üzerindeki,
daha sonraları ise İran, Irak ve Suudi Arabistan Petrol denetimlerini kaybetmiş
bulunuyordu. . Saudi Gazette'nin haberine göre Kral Abdullah, Washington'da eğitim gören Suudi Arabistanlı öğrencileri kabulü sırasında açıklamalarda bulundu."Yerin altındaki zenginliklerimizi gelecek nesiller için, çocuklarımız, onların çocukları için bırakmalıyız. Onun için bu tip petrol arama çalışmalarını durdurduk" dedi. ( A.A )
Petrol arzı üzerindeki kontrolü hasar görmüştü.Finans piyasaları üzerindeki
kontrolünü de kaybetmek üzereydi. Elinde sadece askeri güç enstrümanı
kalmıştı. Küresel hakimiyeti sorgulanmaya başlanmıştı. Irak, Afganistan ve tekrar Irak a ilan ettiği harbin getirdiği maddi yükler ödemeler dengesindeki hasarı artırmış açıklarını kapatabilmek için çareyi Banknot matbaasını full – time çalıştırmakta arar hale gelmişti.
 
Almanya Maliye Bakanı, Rusya Başbakanı ve İran Başkanı Amerika nın dünya hakimiyetinin sonuna gelindiği şeklinde açıklamalarda bulundular. New York Times "Çok Güçlü Kalamayacak Bir Güç" konusu üzerinde tefekkürlerde bulunurken, Der Spiegel "Kibrin Sonu"ndan dem vurdu. Guardian köşe yazarı John Gray ise "Amerika nın İktidarının Kırılma Noktası"ndan bahsediyordu. ( 15.10. 2008 Dünya Bülteni web sitesi )
 
A.B.D lerinin zorlaması ile Kömür birliği olarak başlayan Avrupa Birliğini, bu sefer de baskı ile  ortak para birimi olan EURO ya geçirmişlerdi.Takas işlemleri ve diğer banka enstrümanları ile EURO üzerinden A.B.D Dolarının küresel para hakimiyetinin devamına çare olabileceğini farz ediyorlardı.
 
Nobelli iktisatçı Robert Mundell, avronun yeni ortaya çıktığı 2000 li yılların başında, krizin bir para krizi olarak ortaya çıkacağını IMF seminerlerinde defalarca dile getirmişti. 
 
Mundell, doların bir dünya parası olarak devam edemeyeceğini, ederse çok geçmeden büyük bir çöküşle yüz yüze geleceğimizi söylüyordu.
 
Ekonomik krize giren AB ülkeleri ekonomilerinin canlanmasını teşvik etmek için bugüne kadar 10 trilyon dolar harcadılar. ( Gazeteler den )
 
Merkez bankalarının merkez bankası olarak anılan Uluslararası Ödemeler Bankası (Bank of International Settlements-BIS) yıllık raporunda, Avrupa daki borç krizi nedeniyle hassasiyetin arttığı bankalara yönelik uyarılara yer vererek, banka kurtarma devrinin bittiğini belirtti. Bundan sonra çare dış yardımda. Avrupa'nın ABD ve IMF dışında bir çaresi kalmamasından endişe edildiği belirtilen rapor da devamla; İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya ve ABD de kamu ve özel sektörde bilançoların kırılgan olduğu konusunda da uyarıda bulunuldu ve "finansal ve makroekonomik destek önlemlerinin yan etkileri ile mali sektörün zayıflıkları birleştiğinde kısa vadede iyileşmenin tehdit altında olduğu görülüyor” denildi. Mali sistemin iyileştirilmesi için gerekli olan reformlar henüz tamamlanamadı  ifadesi kullanıldı. ( Dünya Bülteni web sitesi. )
 
İngiltere de yeni başbakan David Cameron borçlanma konusunda kısıntılara gidilmesini, Almanya Başbakanı Merkel de kendi “masrafları kısma” planını açıklıyor, Japonya nın yeni başbakanı Naoto Kan tüm ülkeyi borçlarının büyüklüğü hakkında uyarırken durumlarının Yunanistan a benzeyebileceğini söylüyordu.
 
Kanada'nın Toronto kentinde bu yıl dördüncüsü düzenlenen ve dünyanın en büyük 19 ekonomisi ile Avrupa Birliği Komisyonu nunu biraraya getiren G-20 zirvesinden:
* ABD: ABD, yeni finans reformlarının kademeli olarak 2012 başına kadar yürürlüğe girmesini istiyor.
* KANADA: Kendi bankacılık sektörünün küresel finans krizini yara almadan atlattığını söyleyen Kanada, küresel vergi uygulamasını desteklemiyor.
* JAPONYA: Japonya da yeni Başbakan Kan, kemer sıkma taraftarı.
* ALMANYA: Almanya Başbakanı Angela Merkel, bankalara küresel ölçekte vergi getirilmesi konusunda G20 de ısrarcı olacak.
* TÜRKİYE: Türkiye, bütçe disiplinini önemseyen kanatta. Türkiye nin küresel bankacılık vergisi konusunda G20 de nasıl bir tutum izleyeceği ise merak konusu.
* RUSYA: Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev in uluslararası denetim standartlarının iyileştirilmesi konusunda ısrarcı olması bekleniyor.
* ÇİN: Çin, G-20 zirvesi öncesi son dakika salvosuyla tüm şimşekleri üzerinden uzaklaştırmayı başardı.
* FRANSA: Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, hem kemer sıkmayı hem de bankalara vergiyi destekliyor. Fakat Fransız halkı, bu
uygulamalar konusunda Sarkozy kadar istekli değil. Sarkozy nin çevresine, "Yunanistan da beni kurtarıcı gibi görüyorlar, ülkemde böyle değil" dediği belirtildi.
* İNGİLTERE: Siyasette de ekonomide de geleneksel olarak ABD ile fazla çatışmayan İngiltere şu ana kadar kemer sıkma ve bütçe disiplini isteyen Avrupa cephesine daha yakın durdu.
 
[“ Son yirmi yıldır yaşanan olaylar açıkça göstermiştir ki, soğuk savaşın sona ermesi, Avrupa rüyasının sonuna işaret etmiştir. AB üyesi ülkeler, siyasi ve askeri birlik doğrultusunda kayda değer hiçbir ilerleme sağlamadılar ve ekonomik birliklerini çözdüler. Avrupa nın karşısında varoluşsal bir tehdidin olmayışı yüzünden bu süreç devam edecektir. Mevcut kriz, gelecekte, bu rüyanın sona erdiğinin bir diğer ikaz işareti olarak hatırlanacaktır.
 
1991 de Sovyetlerin çöküşüyle birlikte, Avrupa Birleşik Devletlerine duyulan ihtiyaç da ortadan kalktı. Son yirmi yıldır yaşananlar bunu açıkça göstermektedir. 
 
Mevcut düzenlemenin sürdürülebilir olmadığında herkes mutabık; AB, refah getirmiyor ve sorumsuz iktisadi politikalar, azalan ve hızla yaşlanan nüfuz yüzünden daha fazla krizin ortaya çıkması kaçınılmazdır. 
 
Birçokları, gereken cevabın daha fazla birlik olduğunu savunuyorlar. Komisyon, üyelerin “tek Avrupa pazarı pahasına ulusal çıkarları teşvik eden tedbirleri” reddetmesini istiyor. Çeşitli ekonomistler, siyasi birlik öneriyorlar. Eğer Avrupa tek bir devlet olursa, şu anki gerilimler ortaya çıkmayacaktır diye ümit ediliyor. 
 
Ama gelin görün ki Avrupa rüyasının sona ermesi daha muhtemel bir neticedir. Avrupalılar, bir süredir farkında oldukları şeyi er geç kabul ve itiraf edecekler: Birliği birarada tutmak için hiçbir sebep yok. Avrupa Birliği üyelerinin, işbirliğine son verecekleri anlamına gelmez bu; işbirliğini bağımsız ulus devletler olarak yapacakları anlamına gelir. AB sağ kaldığı müddetçe, sözde birlik olarak kalacaktır. “
 
Avrupa Birleşik Devletleri rüyâsının sonu: (Sebastian Rosato : Notre Dame Üniversitesi Siyaset Bilimi Doçenti; Stephen Walt'ın Foreign Policy dergisinin web sitesindeki blogunda yayınlanmıştır. Dünya Bülteni 28.06.2010 ) ]
 
“Başka alternatif yok” diyen, İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher e karşılık,
yıllar sonra:Arap-Türk etkileşiminin aktif hale getirilmesi gerektiğini dile getiren Hariri, ''Arap dünyasında zenginlikler ve insan gücü bulunuyor. Bunlar sayesinde gerçek bir ortaklık tesis edebiliriz. Türkiye ile bütüncül bir ekonomik yapı kurabiliriz'' teklifinde bulunuyordu. Hariri,''Bu ortaklık, Arap ülkeleri ve Türkiye nin bölgedeki meydan okumalara karşı da gücünü artıracak. Araplar ın ve Türkiye nin ekonomik ve siyasi platformlarda, uluslararası alanlarda gücünü artıracak'' diyebiliyordu.
 
Tekrar, A.B.D dış politikasına yön verenlere dönecek olursak :
[ Ekonomik ihtiyaçların yanısıra, stratejik gereklilikler de Avrupa nın yeniden imarını zorunlu kılıyordu. Amerikan siyaset planlamacılarına göre, Avrupa nın düşman bir devletin veya devletler ittifakının denetimi altına girmemesi gereken bir arz ve emek kaynağı, bir sanayi merkeziydi. Almanya nın mağlubiyeti, İngiltere ve Fransa nın savaş sırasındaki tükenişleri, Orta ve Batı Avrupa da bir güç boşluğu meydana getirmişti. Eğer A.B.D., güç dengesinin unsurlarını ekonomik ve siyasi olarak bir araya getirmezse, bu bölge “Sovyet genişlemesine “ açık hale gelecekti. ]
 
 [“Maalesef “ Güc dengesi “nin( Balance of Power ) adil ve fazıl bir liderlik İle mümkün olunabileceğini göremeyerek, “ Denge gücü “ olduklarını zannederek “Güc dengesi” Osmanlı Devletini parçalayarak, bugün kü birçok problemin müsebbibi olduklarının farkına varamıyorlar mı? ]
 
[“Bölgede Birleşik Amerika yı pençelerine alan bir hayalet var. Bu bölgede asırlarca hükümran olmuş Osmanlı İmparatorluğu kabusudur.”
—   Osmanlı nın hayaleti uzaklarda değildir. David Fromkin – NewYork Times ]
 
[............!!!!! Eğer A.B.D., güç dengesinin unsurlarını ekonomik ve siyasi olarak bir araya getirmezse, bu bölge “Türkiye nin ( İslam Ülke lerinin ) genişlemesine  “ açık hale gelecekti. ]
 
Neo – Osmanlılık, eksen kayması ….münakaşaları sizcede abesle iştigal değil mi?