Kader ve Kazaya İmanı Anlamak

Mânevî alanda insanın ayağını kaydıran önemli tuzaklardan biri de Akl'ın
(Akl-ı Meaş'ın) "Kader ve Kazâ" sırrını, gene Kader'in iktizâsı olarak, idrâk etmek için çaba sarfetmesi ve bu konuda vehminin esiri olmasıdır. Oysa insan "Kader ve
Kazâ"nın sırrını fehmetmekden âcizdir. Nitekim, Cenâb-ı Peygamber Efendimiz de
sırf bunun için: "Bana Kader'in sırrından sual etmeyin!" buyurmuştur.

Kader Cenâb-ı Hakk'ın mükevvenâtı yaratmadan önce zaman içinde vuku bulacak
olan her şeyi Zât'ına has: 1) Hikmeti ve 2) Hükmü ile tesbit etmiş olmasıdır.
Kazâ ise Cenâb-ı Hakk'ın: "Ol! (Kün!)" emr-i ilâhîsiyle bu mükevvenâtı ve zamanı
halk etmesinden sonra, bu vuku bulacak olanların zaman içinde Kader'de tesbit edilmiş olan sıralarına göre tecellî edip vuku bulmalarıdır.
Bu konuda Kur'ân-ı Kerîm'den ilgili âyetler ile bir bölük hadîs "Kader ve Kazâ"
faslının, sırrının değil de, yalnızca îmânî temelinin anlaşılması için mealleri ve yorumlarıyla birlikte aşağıya dercedilmiştir:
 
Ayetler:
 
... Göklerin ve yeryüzünün ve her ikisi arasındakinin mülkü Allah'ındır. O
dilediğini yaratır ve Allah her şeye kadirdir. (Mâide/6).
 
Allah: Mâlikü-l Mülk'tür; yâni bütün mükevvenâtın Hâlikı ve Mâliki'dir.
Mülkünde bütün tasarruf yetkisi ancak Zât'ına mahsûstur. Dilediğini, diledi
ği gibi yâni bütün kader ve kazâsı ile birlikte yaratır. Bunu tâyin etmek
konusunda yegâne Yetki, Hikmet, İlim, İrâde, Hüküm, Hilkat (Yaratma) ve
Kudret'in sâhibi sâdece ve sâdece O'dur.
   
     Allah sana bir zarar verirse o zararı O'ndan başka giderecek yoktur ve eğer
sana bir hayır verirse zâten her şeye gücü yeten de O'dur. O, kullarının üzerinde
her türlü tasarrufa sâhiptir. (En'am/17-18)
  
    Eğer bir zarara uğradığın zehâbına kapılırsan o zararı Allah'dan başka
giderecek bir zât yoktur. Zararını ortadan kaldırdıklarını zâhiren gözlediklerinin
hepsi de bil ki Allah'ın senin hakkında Ezel'de vermiş olduğu Kader hükmüne uygun hareket etmektedirler, ve çoğu da bunun bilincinde değildir. Görünüşe aldanma! Allah yüce Hikmeti ile bütün mükevvenâtın Kader'ini Ezel'de tesbit etmiştir. Görünüşün ardında, aslında, her şeyin gerçek sebebi yalnızca ve yalnızca O'nun Hükmü'dür.
 
   Şurası gerçektir ki biz her şeyi Kader'e göre yaratırız. (Kamer/49)
 
Kader bütün bu Mükevvenât Âlemi'nin ilâhî yâni Allah'a mahsûs olan
programıdır. Allah, her bir nesnenin vücûd âlemindeki zuhûrunun Ezel'de
"Ol!" emriyle yaratmış olduğu bu programa uygun olmasını murâd ve takdîr
etmiştir.
    Arzdaki her yürüyen canlının rızkının sorumluluğu yalnızca Allah'ın üzerindedir.
Allah onun durduğu yeri de (sonunda) gideceği yeri de bilir. Bunların
hepsi de apaçık bir Kitap'da kayıtlıdır. (Hûd/6)

 
   Canlıların maddî ve mânevî rızıklarının sorumluluğu Zât'ına Rezzâk ismini
lâyık görmüş olan Allah'a aittir. Bunların zaman içindeki bütün durum,
konum ve rızıkları Allah tarafından tesbit edilmiş olan Kader kitabında
(Levh-i Mahfûz'da) apaçık yazılıdır. Hiç bir canlı bu kitaptaki programın
dışında hiç bir şey yapmağa kadir değildir. Onlar hakkındaki hüküm Ezel'de
her şeyi bilen ve Zât'ına Aliym ismini lâyık gören Allah tarafından
verilmiştir.
    
    Siz yeryüzünde de gökte de (Allah’ı) âciz kılanlardan değilsiniz. Sizin
Allah'dan gayrı ne bir dostunuz ve ne de bir yardımcınız vardır. (Ankebût/
22)
 
Sizler ister vehminizin, ister aklınızın dürtüsüyle ya da şeriat'a uygun olsun
diye bilmecbûriye alacağınız tedbirlerle Allah'ın takdirinin önünü kesemez,
Ezel'de sizin hakkınızda vermiş olduğu hükmünün tasarrufunda O'nu âciz kılamazsınız. Aslında, bilebilseydiniz ki, aldığınız bütün tedbirler de O'nun Ezel'deki hükmüne uygundur. Ama nefsiniz bunun apaçık idrâkine
engel olmaktadır. Ama bilin ki bu engelleme dahi sizin hakkınızda Ezel'de
verilmiş olan Kader hükmünden bir cüzdür; başka bir şey de değildir.
 
   Gaybın anahtarları O'nun indindedir, onları ancak O bilir. Karada ve denizde
ne varsa hepsini O bilir. O'nun bilgisi dışında bir yaprak dahi düşmez. Ve yeryüzünün karanlıkları içinde bir tek tâne bile yoktur ki, yaş ve kuru hiç bir şey bulunamaz ki apaçık bir Kitap'da tesbit edilmemiş olsun.
(En'am/59)
 
 Gayb âlemini de şehâdet âlemini de en ince ayrıntısına kadar bilen Allah'dır. Çünkü her ikisinin de Hakiym ve Aliym olan Hâlıkı O'dur. O bütün
bunları Kader kitabında tesbit etmiştir. O'nun hükmünün dışında tecellî eden hiçbir şey yoktur.
 
    Ölüleri, hiç kuşkusuz, Biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları
her işi yazarız. Biz her şeyi bir öncü'de yazmışızdır. (Yâsin/12)

 
Yeryüzünde insan sûretinde fakat kalpleri ölü olanların kalplerini de, bedenen
ölerek toprağa girip Cezâ Günü'nü bekleyenleri de Biz diriltiriz.
"Ölmeden evvel ölünüz!" sırrına erdirdiklerimizi huzurumuzda Hayy kılarak
dirilten de Biz'iz. Bu olacakların hepsi de mükevvenâttan önce takdîr
ve tesbit etmiş olduğumuz Kader kitabında kayıtlıdır.
 
   Hiç bir şehir yoktur ki Biz o şehri Kıyâmet'ten önce helâk etmeyelim ya da
şiddetli bir azâba uğratmıyalım. İşte bu, Kitap'da yazılmış bulunmaktadır.
(İsrâ/58)
 
Biz, "Külli şey'in hâlikun illâ vechehû" âyetinin mânâsı akıllarını isâbetle
ve dirâyetle kullananlar tarafından idrâk edilsin diye, Kader kitabında,
Kıyâmet'den önce her bir şehrin kendisi için biçtiğimiz bir vakitte helâk
olmasını bir kural olarak vaz etmişizdir.
 
   Bilmez misin ki Allah gerçekten de göklerde ve yeryüzünde ne varsa bilir;
şüphe yok ki bu, bir Kitap'da bulunmaktadır; şüphe yok ki bu, Allah için
pek kolaydır. (Hacc/70)
   
   Gökte ve yeryüzünde hiçbir gizli şey yoktur ki apaçık bir Kitap'da bulunmamış
olsun. (Neml/75)
   Arzda yürüyen hayvanlar ve iki kanadıyla uçan ku_lardan ne varse ancak
hepsi de sizleri andıran topluluklardır. Biz o Kitap'da hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
Sonunda hepsi de haşredilip Rabb'lerinin huzûruna getirilirler.
(En'am/38)
 
Ezel'den Ebed'e kadar vuku bulacak olan her şey Bizim: Rubûbiyet'imizin,
Hikmet'imizin, İlm'imizin, İrâde'mizin, Kudret'imizin, ve Rahmet'imizin eseri
olarak eksiksiz olarak hükm ve kayd edilmiş bulunmaktadır. Görünüşe
aldanarak cüz'î irâde sâhibi olduklarına îman edenlerin ya da vehimlerinin
kendilerini: "İnsan kendi kaderini kendi yaratır" diye avuttuğu insanların
Kader'in sırrı hakkındaki nasibsizlikleri de, vukuat karşısındaki ısyânları
da, bütün insanların haşrı da, Cezâ Günü de hep Bizim tertib etmiş olduğumuz o Kader Kitabı'nın (Levh-i Mahfûz'un) iktizâsıdır.
 
Gerçekten de yeryüzünün onlardan neyi eksilttiğini Biz biliriz. (Bu bilgiler
de dâhil olmak üzere) Her şeyi zabta geçirip koruyan Kitap ise Bizim indimizde
bulunmaktadır. (Kaf/4)
 
Sizin büyüleriniz de, fallarınız da, eşyâ ya da hâdisâtı uğurlu uğursuz diye
sınıflandırmanızdaki vehimleriniz de hiç Bizim indimizdeki bu kitaba te'sir
edip de bu Kitab'ın sırlarını sizlere fâş edebilir mi? Ne kadar da bâtıl îtikatlarınız
var! Hiç değilse bu bâtıl îtikatların dahi Levh-i Mahfûz'da sizin hakkınızdaki
Hükmün gereği olduğunu bir idrâk edebilseniz!
 
   Yeryüzüne ya da nefislerinize gelip çatan hiç bir musîbet yoktur ki Biz,
onları yaratmadan önce onu, bir Kitap'da tesbit etmemiş olalım. Şüphe yok
ki bu, Allah'a pek kolaydır. (Hadîd/22)
Yeryüzüne ya da nefsinize gelip çatan bir musîbet karşısında haddi hudûdu
aşmayın! Şeriat'ın böyle bir durumda gerektirdiğini yapın! Ama görünen
sebeplere bakıp da Allah'ın Fâil-i Mutlak olduğunu unutmayın! Bu musîbetler
karşısında Allah'ın takdîrine teslim olarak: "Allah, demek ki, böyle takdîr etmiş. Mâlikü-l Mülk O'dur. O dilediğini yapar. Başıma bu gelen de ancak onun Fazl'ındandır" diyerek tevekkül edip Hakk'a teslim olun; gerçek Müslümanlar'dan olun:
 
   De ki: "Bize, Allah'ın bizim için yazmış olduğundan başkası kesinlikle isâbet
etmez. O'dur bizim dostumuz ve inananlar da Allah'a dayanıp tevekkül
etmelidirler." (Tevbe/51)

 
   Binlerce oldukları hâlde ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri
görmedin mi? Allah onlara "Ölün!" dedi... (Bakara/243)
İnsanların bazı olayların zuhûruna engel olmak üzere aldıkları tedbirler o olayların zuhûruna her zaman engel olmazlar. Eğer Allah bir kimsenin ölümüne hükmetmiş ise ve o kimse kendi aklınca bulunduğu şehirden çıkıp gitmenin ölüm tehlikesini izâle edeceğine inanır da o şehri terkederse ölüm Kader'deki hükme uygun olarak onu gittiği yerde de bulur. Nitekim bir hadîsde, Cenâb-ı Peygamber Efendimiz: "Allah bir kulun bir yerde ölmesini takdîr etmişse onun oraya gitmesine sebep olacak bir ihtiyaç yaratır" demektedir (Tirmizî, Kader:11/C.Uşşak:660)
 
   Bir kul hayrı ve şerri ile Kader'e îman etmedikçe tam îman etmiş olmaz.
Gene, başına gelecek olan bir şeyin mutlaka geleceğine, gelmeyecek olanın
kat'î sûrette gelmeyeceğine inanmadıkça tam îman etmiş olmaz.
(Tirmizî, Kader:10/C.Uşşak: 662)
 
   Kader'e îman tevhîdin nizâmıdır. (Deylemî, Müstedrek/Câmiü's Sa_îr:
1681, Yeni Asya).
 
   Üç şey îmanın aslındandır: 1) "Lâ ilâhe illâllah" diyen kimseye sıkıntı
vermemek, hiçbir günah sebebiyle onu günahla damgalamamak ve hiçbir
amelinden dolayı onu İslâm dışına atmamak. 2) Cihâd. Allah beni peygamber
olarak gönderdiği günden itibâren tâ ümmetimin sonu Deccâl ile savaşıncaya kadar devâm edecektir. Ne bir zâlimin zulmü, ne de bir âdilin adâleti onu ortadan kaldıracaktır. 3) Kader'e îman. (Ebû Dâvûd, Cihâd:33/Câmiü's Sağîr:1849, Yeni Asya).
 
   Allah bir kulun bir yerde ölmesini takdir etmişse onun oraya gitmesine sebep
olacak bir ihtiyaç yaratır. (Tirmizî, Kader:11/C.Uşşak:660)
 
   Resûlullah bir gün oturmuş ve elindeki deynekle yeri çiziyordu. Bir ara
başını kaldırdı ve: "Sizden hiçbirisi yoktur ki Cennet ve Cehennem'deki
yeri bilinmesin" buyurdu. Bunun üzerine orada bulunanlar: Yâ Resûlullah,
öyle ise niye çalışıyoruz ki? Her şeyi bir kenara bırakıp tevekkül etmeyelim
mi?" dediler. Resûlullah dedi ki: "Hayır; çalışınız, kendinizi bırakmayınız!
Çünkü herkes ne için yaratılmışsa, o iş kendisine kolay hâle getirilir"
buyurdu. Sonra da şu meâldeki âyet-i kerîmeyi okudu: “Muhtaç olanların
hakkını veren, Allah’dan korkup emir ve yasaklarına riayet eden
ve o en güzel sözü (Kelime-i Tevhîd’i) tasdik eden kimseye gelince ...
Biz onu Cennet’e hazırlarız. Allah’ın hakkını yoksullara vermeyen, sevâbına karşı ilgisiz görünen ve o en güzel sözü (Kelime-i Tevhîd’i) yalanlayanı da en güç olana (yâni Cehennem’e) hazırlarız (Leyl Sûresi/5-10)”.(Buhârî, Kader:4; Müslim, Kader:7; Ibni Mâce, Mukaddime:10/C. Uşşak:
654)
 
    ... Eğer başına kötü bir şey gelirse: "Keşke şunu isteseydim, şunu yapsaydım"
deme! Ancak: "Allah böyle takdîr buyurdu ve O dilediğini yapar" de! Çünkü
"keşke" sözü şeytân'ın işe karışmasına kapı açar. (Ibni Mâce, Mukaddime:
10/C.Uşşak: 656)
 
   Lânet ettiğim altı çeşit kimse vardır ki onlara Allah ve gelmiş geçmiş bütün
peygamberler de lânet etmiştir. Bunlar: 1) Allah'ın kitabına ilâve yapan,
2) Allah’ın Kader'ini tasdîk etmeyen, 3) Allah'ın alçalttıklarını yükseltmek
ve yücelttiklerini de alçaltmak için ceberutlukla insanların başına musallat olan, 4) Mekke haremi dâhilinde yasak olan işleri yapan, 5) Ehl-i Beytim'e zulmeden, ve 6) benim Sünnetimi terkedenlerdir. (Tirmizî, Kader: 17/C. Uşşak: 665).
 
   Her şeyin bir hakîkatı vardır. Kul, başına gelen bir şeyin mutlaka geleceğine, gelmeyen şeyin de gelmesine imkân olmadığını bilmedikçe îmanın hakîkatına erişemez. (Ebû Dâvûd, Sünnet:16/Câmiü's Sağîr: 1346, Yeni Asya)
 
   Bir kişi Resûlullah'a gelerek: "Yaptırdığımız muskaların,tedâvîde kullandığımız ilâçların ve yaptığımız perhizlerin Allah'ın kaderinden gelecek herhangi bir şeyi geri çevireceği görüşünde misiniz?" diye sordu. Resûl-i Ekrem: "Onlar da Allah'ın Kader'indendir" buyurdu. (Tirmizî, Kader: 2/C.Uşşak: 667).
 
   Adak Allah'ın insanoğlu için takdîr ettiğinden başkasını yaklaştırmaz (yâni
hükmettiği kaderi değiştirmez). Fakat adak bazan Kadere uygun düşer de
bu da cimrinin vermek istemediği malı vermesine sebep olur. (Müslim,
Nezir:7/Câmiü's Sağîr:1227,Yeni Asya).
 
   Allah tarafından takdîr edilene râzî olması insanoğlunun mutluluğundan ve
Allah'dan hayır dilemeyi terketmesi de bedbahtlığındandır. Gene, Allah tarafından
kendisine takdîr edilene karşı şikâyetçi olması insanoğlunun bedbahtlığındandır. (Tirmizî, Kader: 15/C.Uşşak:664)
 
   Allah'dan (bir işin) hayırlısını dilemesi insanoğlunun iyi olduğunun işâretidir.
Allah'ın takdîr ettiğine rızâ göstermesi insanoğlunun iyi olduğunun işâretidir. Allah'dan (bir işin) hayırlısını dilememesi insanoğlunun kötü olduğunun işâretidir. Allah'ın takdîrine hoşnutsuzluk göstermesi de insanoğlunun kötü olduğunun işâretidir. (Müslim, Müsned:168, Tirmizî, Kader:15, Müslim, Hac:402).
 
   Allah bir kulu hakkında bir şey takdîr etmişse, bu takdîrini hiç bir şey geri
çeviremez. (İbni Kânî'den/Câmiü's Sağîr: 958, Yeni Asya).
Allah bir kulun Kader'inde kendisi için bir şeye hükmetmişse O'nun bu hükmünü dua da, adak da, şeriat'a uygun ya da şeriat-dışı tedbirler de değiştiremez. Bunların Allah'ın hükmü üzerinde hiç ama hiçbir tesiri yoktur.
Bununla beraber kul, Allah'ın takdîrinin nasıl tecellî edeceğini bilmediği için, ekseriyetle kendi nefsine hoş gelecek bir beklenti içindedir ve dua ve niyâzları da daha çok nefsini tutmin edecek bir tecellînin vuku bulması yönünde olur (Aslında onun bu beklentisi de, ve dua ve niyâzları da gene Allah'ın kendisi için Kader'ine yazmış olduğu hükümlerinden başka bir şey değildir). Hâlbuki yukarıdaki bir başka hadîsde de belirtilmiş olduğu vechile bir insan: 1) bir işin hayırlısını dilemek ve 2) Allâh'ın kendisi için takdîr etmiş olduğu şeyin vukuunda da bu takdîre rızâ göstermek mecbûriyetindedir.
Bu konuda belki de her şartta geçerli olabilecek, efrâdını câmî' ve ağyârına mânî' olan bir dua: "Yâ Rabbi! Bildiğim ya da bilmediğim her türlü şerden Sana sığınır, bildiğim ya da bilmediğim her türlü hayrı Sen'den niyâz ederim" şeklinde
olmalıdır.
 
   Fazla kaygılanma! Senin için takdîr edilen olur, rızık olarak yazılan gelir.
(Beyhakî’nin Şaâbü-l Îman’ından/Câmiü’s Sağîr:3873, Yeni Asya).
İnsanın vukuat karşısında ya da beklediği rızık bakımından kaygılanması kendi
nefsinin doğal bir tepkisidir. Ancak, insan nefsine hâkim olarak bu konuda aşırıya
kaçmamalıdır. İnsanın, Allah'ın Ezel'de kendisi için vermiş hükümden başka
bir şeyin asla vuku bulamayacağının ve takdîr edilmiş olan rızıktan da başka bir
rızka asla nâil olamayacağının idrâkini zinde tutarak Rabb'ine teslim olması
kendisi için daha hayırlıdır.
 
   Kuş dahi Kader'le uçar. (Ömer Fevzi Mardin, Hadîs-i Şerifler, s.101)
   Muhtac olduğunuz şeyleri (yüz suyu dökmeden, zillete düşmeden) izzet-i
nefis ile isteyiniz. Zîrâ umûrun kâffesi Allah'ın takdîri ile cereyân eder.
(a.g.e.,s.102).
 
   Üç huy vardır ki onlar kimde bulunursa o, Allah'ın sevgili has kullarından
olur. Bu üç huy: 1) Kader'in hükmüne râzî olmak, 2) Allah'ın haram kıldı
ğı şeylere karşı sabretmek, 3) (sâdece) azîz ve celîl olan Allah'ın zâtı için
öfkelenmek. (Deylemî'nin Müsnedü-l Firdevs'inden/Câmiü's Sağîr: 1835,
Yeni Asya).
   Şunlar îmanın zayıflığındandır: 1) Allah'ı kızdırmak bahâsına insanları râzî etmen, 2) Allah'ın verdiği rızıktan dolayı insanları övmen, 3) Allah'ın sana vermediği rızıktan dolayı insanları kötülemen. Bir kimse ne kadar şiddetle isterse istesin, Allah'ın nasîb etmediği şeyi sana getiremez. Hiç kimsenin hoşnutsuzluğu da Allah'ın sana verdiğini geri alamaz. Allah, hikmetiyle ve büyüklüğüyle, huzur ve ferahı: 1) Kader'e rızâ'ya, ve 2)kuvvetli îmana; kaygı ve üzüntüyü de: A) şüpheye, ve B) "kaderine itiraz etme"ye yerleştirmiştir. (Ebû Nuaym'ın Hılye'si ve Beyhâkî'nin Şi'bü-l Îman'ından/Câ-miü's Sağîr: 1389, Yeni Asya).
 
Bu âyet ve hadîslerden anlaşılmaktadır ki eğer bir kimse bir hâcet için dua
eder de o duanın muhtevâsı bi hikmet-i Hudâ gerçekleşecek olursa bu duanın, o kimsenin nefesinin kuvvetinin bir emâresi ya da Kader'ini değiştirmiş bir dua olarak değil de: 1) onun, ezelde Cenâb-ı Hakk'ın tâyin ve takdîr etmiş olduğu hükme (zâhirde) tesâdüfen paralel düşmüş bir duası, ve kezâ 2) gene ezelde, o kimse için takdîr edilmiş olan hükmün gereği olarak kabûl edilmesi gerekir.
Kazâ'nın zâhirine bakıp da işin aslında bir sebeb-sonuç ilişkisinin mevcûd oldu
ğunu vehmetmek vahim bir hatâdır. Cenâb-ı Hakk, Ezel'de, Zât'ını bir sebeb-sonuç ilişkisiyle kayıt altına almaksızın Kader'i tâyin etmiştir. Kader'de, yalnızca, Cenâbı Hakk'ın (hikmeti sâdece ve sâdece Zâtı'na mâlûm olan) Hükmü vardır. Bu Hüküm ise: 1) "sebeb-sonuç ilişkisi"nden bağımsızdır; ve 2) bu ilişkinin, insanın nefsinin kendi hayâlinde tahrik ettiği, vehmî zuhûruna da takaddüm eder. Beşerin Akl-ı Meâş'ının kendisine telkîn ettiği sebeb-sonuç ilişkisi Kader'in halkedilmesinin temelinde yoktur. Bu ilişki ancak, Kazâ'nın zuhurunda, olayların zaman içinde bir silsile teşkil etmesinin mâkûlemizde (gene de Ezel'deki Kader hükmüne uygun olarak) ihdâs ettiği bir vehimden ibârettir.
Hiç bir işin Kader hükmünün dışında vuku bulmadığı ve kimsenin Kader'in
hükmünü değiştiremeyeceği idrâki dâimâ zinde tutulmalıdır.
Bu itibarla, bâzı hareket ve davranışların "uğurlu" ya da "uğursuz" olduğu
vehmine, yâni nefsin insana, açık ya da kapalı bir biçimde, telkin ettiği "Kader' in
hükmünü değiştirebileceği vehmi"ne kapılmamak gerekir. Bu kabil bir inanç bir tür Şirk-i hafî' den başka bir şey değildir. İnsan bir takım hareket ve davranışlarla ya da mezarlardan, meczublardan, falcı ve cincilerden meded
umarak Kader'i değiştiremez.Başına ne gelecekse gelecektir.
Bu anlamda uğurlu sayılabilecek tek şey insanın kendi nefsinin hiyle ve o
yunlarını teşhis ve tesbit etmek hususunda irâde ve idrâk sâhibi olmasıdır. Ayrıca
unutulmamalıdır ki Cenâb-ı Peygamber Efendimiz: "El hayru fi mâ vak'a" yâni:
"Vuku bulanda hayır vardır" ve gene "Bir işin sonunu sabırla beklemek ibâdettir"
demiştir. O hâlde vuku bulanın hayrının tecellî etmesini sabırla ve îmanla beklemek mahzâ edeb ve ibâdet olmaktadır. Böyle bir fırsat, ele
geçtiğinde, asla hebâ edilmemelidir.
 
   Beşer, herhangi bir hususta: 1) Şeriat'a, 2) Akl'a ve 3) İlm'e uygun olan bütün
gerekli tedbirleri eksiksiz almakla yükümlüdür. Bu tedbirler alınmaksızın Kader'in
hükmüne teslimiyet göstermek ise: 1) isâbetli de değildir, 2) Peygamber'in sünnetine uygun bir tavır da değildir.
 
   İnsan Kader'in kendisi hakkındaki nihaî hükmünü (yâni Dünyâ'daki hayâtında
kazandığı sevab ve günahlar yüzünden Cennet'e mi Cehennem'e mi gideceğini)
remil atarak da, zâiçe çıkartarak da, fal açarak da, medyumlar ya da cinler ...vb vâsıtasıyla da bilemez. Bununla beraber, insanın Dünya hayatındaki fiilleri
Kader'in kendisi hakkındaki nihaî hükmünün ne olacağının şaşmaz bir
göstergesidir. Eğer bir insan bütün hayâtında emr-i bi-l mâ'rûf ve nehy-i ani-l münker'e uygun hareket ederse bu onun Kader'inde tesbit edilmiş olan nihaî yerin Cennet olduğunun işâretidir.
 
Muhterem; merhum Prof.Dr.Ahmet Yüksel ÖZEMRE hocaefendinin aziz hatırasına ithafen.
www.ozemre.com web sitesinden iktibas edilmiştir.