Osmanlı’da İlmiye, Hukuk ve Adalet

Osmanlı devlet teşkilatı, Türk – İslam dünyasından tevarüs ettiği İslam hukuk kaideleriyle müteşekkil idi. İstanbul un fethine müteakip, XVI. Asırda tekamül eden devlet teşkilatı; sağlam bir meslek anlayışı, maarif ve hukuk – adalet alanında askeriyenin ( bürokrasi ), ulemanın yetki ve sorumluklarını tayin etmiş idi. XVI. Asırdan itibaren ilmiye, kalemiye, seyfiye mesleklerinin kaideleri tebarüz etmiş idi.
 
Orhan Gazi döneminde Bursa kadısı, başkadı  olarak fethedilen bölgelere kadı tayin ediyor; ilk medrese 1330 senesinde İznik te açılarak, Davud- ı Kayseri müderrisliğe tayin ediliyor idi. I. Murad, Yıldırım Bayezid dönemlerinde yeni medreseler inşa ediliyor, maarif ve adalet alanlarında yeni kurumlar teşkil ediliyor medreselerde yetişen talebeler, ihtiyaca binaen devlet teşkilatının muhtelif kurumlarında istihdam edilerek; fethedilen topraklarda merkezi idareyi temsil etmek üzere tayin ediliyorlar idi. Talebeler istidatları nispetinde İslam aleminin ilim merkezleri olan Kahire, Bağdat, Şam, Semerkant, Buhara vilayetlerindeki medreselere gönderilerek; bu merkezlerdeki ilmi seviyeden istifade ettiriliyor idi.
II.Murad ve Fatih in İstanbul u fethine müteakip yeni medreseler inşa ediliyor, ihtiyaca binaen, İslam ülkelerinden ulema İstanbul a davet ediliyor idi.Askeri zümre arasında yer alan ilim erbabı en geniş imtiyazlarla taltif edilmiş idi.
 
Medreselerden mezun olup “mülazım“hakkı kazanmış olan talebe, kazaskerin “matlab” defterine adını yazdırıp tayinini bekler idi. Tayin, terfi, nakil, azil gibi hertürlü muamele “ ruzname “ adı verilen defterde görünür, ihtilaf halinde ruzname esas alınır idi. Kadıların yetki ve sorumlulukları kanunnamelerde sarih olarak belirtiliyor idi.
 
Osmanlı adliye teşkilatı da, Türk – İslam dünyasından tevarüs etmiş, ihtiyaca binaen yapılan ilavelerle tekamül etmiş bulunuyor idi. Şer’ iyye mahkemeleri Osmanlı devletinin kuruluşundan, Tanzimat dönemine kadar her türlü hukuki ihfilafların çözüldüğü merci olmuş idi. Kadılar, hakim olarak muhakeme ederler, ilmi görüşlerinden istifade ettkleri müftüler, müşahit sıfatıyla şühud denilen görevlilerde tek hakimli adliye teşkilatında yer alırlar idi. Belli bir bölgede uzun süre muhakeme etmeleri, tarafsız olmalarına halel getireceğinden; tedris faaliyetlerinden uzak kalarak ilmi taraflarını zayıflatacağından münasip kabul edilmez idi. Kadılar nüfusu az olan bölgelerde idari tasarrufta da bulunuyorlar idi.
 
XVII. asırda pişkeş ve hediye namıyla ulema arasında rüşvet alınıp verildiği, israfın körüklendiği görülmekte idi. Pişkeş ve hediye kabul etmeyen ulemanın ise tayin ve terfilerinin yapılmadığı; neticesinde ise cahil kadıların istihdam edilmesine sebebiyet verildiği, yolsuzlukların arttığı ve halka zulüm edildiği; yer, yer isyanların çıktığı müşahede edilmekte idi. Şikayetlerin artması neticesinde ıslah çalışmaları başlatılmış idi.
 
Tanzimat a kadar yeknesaklık arz eden Osmanlı hukuk sistemi, Tanzimat la birlikte adliye teşkilatı ve kanunlarda birçok değişikliğe maruz kaldı. İhtisas mahkemeleri,“ Divan-ı Ahkam- ı Adliye “ ( temyiz mahkemesi ) tesis olundu, çok hakimli nizamiye mahkemeleri, ticaret mahkemeleri kuruldu, büyük ölçüde Fransız Ceza ve Ticaret hukukundan istifade edilerek kanunlar çıkarıldı. Batının maddiyata dayalı moral değerleri, sömürgecilik anlayışına dayalı iktisadi sistemleri, merklantilist zihniyeti; Osmanlı devlet sistemine uygun değildi. Adliye teşkilatı ve Osmanlı hukukunda, Osmanlı medeniyeti ve kültürü dikkate alınmadan yapılan ıslahat çalışmaları neticesinde maksat hasıl olmadı.
Britanya İmparatorluğunun ekalliyetleri kışkırtması neticesinde başlayan isyanlar toprak kaybına ve devletin küçülmesine vesile oldu. Fransızların medeni kanunda ıslahat yapılması için baskı yapmaları ve “ Code Civile “ ( Medeni Hukuk ) nin kabulünü istemelerine rağmen; Ahmed Cevdet Paşa reisliğinde teşekkül eden Mecelle Cemiyetinin sekiz senede hazırladığı, 16 kitap ve 1851 maddeden müteşekkil Muamelat kanun kitabı ( Mecelle ) dönemin yerli olan tek ıslahat hareketi idi.
 
Osmanlı devletinin hukuk, adli ve idari teşkilatında yapılan ıslahatlar rüşvet ve iltiması engelleyememiş, bilakis artmasına vesile olmuş idi. Yeni nesil bürokratlar kendi aralarında örgütlenerek, fikirlerine sahip çıkmayanları aralarına almayarak, Padişah ve halkı küçümseyerek, İslami kaidelerin “ terakkiye mani “ olduğu fikrinden yola çıkarak “ akıl yoluyla” “ seküler “ iradenin hakim olduğu,otoriter bir devlet teşkilatı yapısına sahip olmak gerektiğini vaaz etmişler, neticede Osmanlı devletinin yıkılmasına vesile olmuşlar idi.
 
www.belediyegazetesi.net
 
----------------------------------
 
Adalet Mülkün Temelidir (El adlü esasül-mülk – Hz.Ömer R. A)  14 Ağustos 2010 Cumartesi 21:34
 
Ulema ya göre şeri’atin dört aslı ( usulü’l fıkh ) Kur’ an, Sünnet, İcma ve Kıyas idi. Bir kısım ulema ya göre ise beşinci bir kaynak olarak “örf’i “ hukuk da usulü’l fıkh dan idi.
 
Osmanlı devleti, Orhan bey zamanında şer’i kaidelere göre inkişaf eden merkezi bir idareye sahip idi. İstanbul’ un fethine müteakip, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından, biri “devlet teşkilatına” bir diğeri ise “ idareye “     
( maliye ve ceza ) ait olarak çıkarılan iki kanunname; şeriat karşısında devletin menfaati için hükümdar ın kendi iradesi ile çıkarılan ve adına “örf “ denilen kanunname  nev’inden idi.
 
Fatih devrinin idare adamı ve müverrihi Tursun Beğ e göre, [“ nizam – alem “ için akla dayanarak hükümdar ın koyduğu nizama, “ siyaset- i sultani “ ve “yasag – i padişahi “ derler ki, urefamızca  ona örf derler]. Burada örf tabiri aşikar olarak devletin icra kuvvetini ve otoritesini gösteriyor idi. Müteakiben Yavuz Sultan Selim ve Sultan Süleyman kanunnameleri de,“ Kanunname – i Osmani” de ehemmiyete haiz idi.
 
Osmanlı devletinin Safeviler ve Habsburglar la yaptığı uzun savaşlar, temel müesseselerde, içtima – i hayatta, idare ve maliyede menfi olarak tezahür etti.
Osmanlı müelliflerine göre “tegayyür ve fesad “ olarak nitelendirilen bu zaaf, padişah otoritesinin sarsılması, niteliksiz devlet adamlarının önemli mevkilere getirilmesi, devşirme ve yeniçeriliğin bozulması, hazinenin boşaltılması gibi sebeplerden kaynaklanıyor idi. Zaafiyet, Kanuni zamanında başlamış, III. Murad devrinde oraya çıkmış idi, kurtuluş yolu ise; Kanuni Sultan Süleyman devrinin müessese ve kanunlarının ihya ve tatbikinde aranmalı idi. Enflasyon, işsizlik ve sair sebeplerle bozulan asayişin, düzenli ve düzensiz isyanlara yol açtığı görülüyor idi. Bu minval üzere XIX. Asr a gelindiğinde çare  batılılaşma da aranmaya başlandı. Batının maddiyata dayalı moral değerleri, sömürgecilik anlayışına dayalı iktisadi sistemleri, merklantilist zihniyeti; Osmanlı devlet sistemine uygun değildi. Tahta cülus eden her padişah, adaletname olarak tavsif edilen bir hatt-i humayun ilanı ile tebaasına adil bir idare vaadiyle hükümran olmuş idi.
 
3 Kasım 1839 tarihinde ilan edilen Gülhane Hatti Humayun u ( Tanzimat- ı Hayriye ) ananevi devlet teşkilat ve idaresinin, batı sistemine intibakı maksadına haiz idi.
 
“ Şeri’ata ve kanunlara uyulmadığından zaafiyete maruz kalındığı ve eski hale dönülebilmesi maksadıyla şeri’ata uygun olan kanunların çıkarılmasını vaaz eden hatt, Allah’ ın izni, Peygamber’in ( SAV ) ruhaniyetinden istimdat eyleyerek; batının ceza ve vergi kanunlarını tercüme ederek benimsemiş, üstüne üstlük Şeyhülislamdan “ şeri’ata münasibdür “ diye fetva alınmış idi.”
 
28 Şubat 1856 tarihinde, Kırım harbi esnasında Osmanlı Devletinin müttefiki olan Britanya ve Fransa nın baskısı neticesinde Islahat Fermanı ilan edildi. Osmanlı tebaası arasında Müslim, gayrimüslim farkı kaldırılarak müsavat verildi.
 
1831 tarihli Belçika ile 1851 tarihli Prusya anayasaları model alınarak, Mithat
Paşa nın reisliğinde “ Cemiyet – i Mahsusa “ tarafından hazırlanan “Kanun-i Esasi” 23 Aralık 1876'da  ilan edildi. Erkan-ı Harbiye den 2, Erkan- ı Mülkliye den 16, Ulemadan 10 kişinin hazırladığı 119 maddeden müteşekil olan Kanun- i Esasi, devlet teşkilatı ve idareyi tamamen batı medeniyeti moral değerlerinin tatbik edilebileceği bir alan haline getirmekte idi. Meclis- i Mebusan açıldı, artık Parlamenter Monarşi ile idare edilen tam manasıyla batı medeniyetine ait bir devlet haline gelinmiş idi. 1908 ihtilali neticesinde, 1909 senesinde tahttan hal edilen Sultan Abdülhamid Han hazretlerinden sonra, Osmanlı devlet idaresi Erkan- ı Harbiye ve Erkan-ı Mülkiye den müteşekkil bir cunta tarafından ele geçirilmiş idi.
 
XVI. Asr la başlayan, siyasi, iktisadi, içtimai sıkıntılara çare olur umuduyla batı medeniyetinin kanun ve kuralları iktibas edilmiş; neticesinde devlet parçalanmış idi.
 
20 Ocak 1921tarihinde  Meclis- i Mebusan tarafından kabul edilen “ Teşkilat – Esasiye Kanunu “ “ Hakimiyet Bilakayd – u şart Milletindir “ düsturu ile idare  usulünün halkın mukadderatını bizzat ve bifiil idare etmesine dayanmakta idi. Teşkilat-ı Esasiye Kanunun ilk şeklinde, devlet başkanlığı makamı yoktu. 29 Ekim 1923 gün ve 364 sayılı Teşkilat kanununun bazı maddelerinin tevzihan tâdiline dair bir kanunla Cumhuriyet ilan edildi ve Reisicumhur luk makamı  ihdas edildi.
 
Fransa II. Cumhuriyeti ve Polonya Anayasası'ndan yararlanarak hazırlanan
20 Nisan 1924 tarihinde kabul edilen “ Teşkilat- ı Esasiye “ kanunu Cumhuriyet in ilk Anayasası idi. Yasama ve yürütme,  "milletin yegâne ve hakiki mümessili olup millet adına, hakkı, hakimiyeti istimal" eden Meclis tarafından kullanılacak idi.
 
1924 Anayasası, 1961 yılına kadar yürürlükte kaldı. 27 Mayıs 1960 tarihinde, Millî Birlik Komitesi adında bir grup subay yönetime el koydu. Yeni bir anayasa yapılması için Kurucu Meclis kurularak, yeni anayasa bu meclise hazırlatıldı. 9 Temmuz 1961 tarihinde halkoylaması yapıldı ve oylama sonucunda  % 61.5 ile 1961 Anayasası kabul edildi. Türkiye'de 1960’ların sonlarına doğru siyasal şiddet olaylarının artması ve bunların engellenememesi sonucu 12 Mart 1971 tarihinde Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları, dönemin başbakanı Demirel
istifaya zorlandı. Demirel'in istifa etmesiyle ordu desteğinde bir “partiler üstü” hükûmet kuruldu ve anayasada değişiklik yapıldı. 12 Mart muhtırasının beklenen sonuçları vermemesinden dolayı 12 Eylül 1980 yılında ordu yönetime el koydu. 29 Haziran 1981'de çıkarılan kanunla bir anayasa yapmak için "Kurucu Meclis" oluşturuldu. Millî Güvenlik Konseyi ve Danışma Meclisi'nden oluşan bu meclis, hazırladığı anayasayı 7 Kasım 1982 yılında halkoyuna sundu. % 91.37 ile anayasa kabul edildi.
 
1908 ihtilal ini meteakip iktidara el koyan Erkan- ı Harbiye ve Erkan- ı Mülkiye     ( sivil ve askeri bürokrasi ) nin hareketi anane haline getirildi.Cumhuriyet in
ilanına müteakip; 1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat 1997; 1908 ihtilalinden tebarüz
etti.
 
Bütün bu ihtilalci hareketlerin önüne geçebilmemiz için bugün karşımıza bir fırsat çıkmış bulunuyor. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak Anayasa Halk oylamasında
EVET oyu kullanıp, bu makus talihimizi yenerek, milletin aslına rücu edebilme
fırsatını iyi değerlendirmek zorundayız. Millet “ Hakimiyetini “ ukdesine alarak, “ Adalet “ in, “ Hukuk Devleti” nin varlığını tesis edebilmesi için “ EVET”
.
 
“ Bir Devlet küfr üzre devam eder, zulüm üzre devam edemez.”
Hadis- i Şerif.

 
Bu vesileyle Ramazan ayınızı tebrik eder, milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ederim.
 
Tarihi konularda: Prof.Dr. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu – Devlet ve
Ekonomi ile Osmanlı da Devlet, Hukuk, Adalet ( Eren Yayıncılık ) ve Osmanlı Medeniyeti ve Tarihi I.cilt Kolektif, ( IRCICA yayınları ) Kitaplarından istifade edilmiştir.